Abit Karavit, Edirne’nin yaşayan en eski basketbolcusu. Giyimiyle, duruşuyla, yaşam biçimiyle örnek olan “Balkan Efendisi” bu ihtiyar delikanlı bugün 86 yaşında. Onunla Edirne’de basketbolun tarihini konuşalım istedik. Sağolsun o da bizi kırmadı ve o günleri yaşayan tek tanık olarak onun anlatımlarıyla Edirne’de basketbolun ilk günlerine kadar gittik.
Edirne Basket’in 2. sayısında “Edirne’de Basketbol Nostalji” isimli bir yazı yazıp, elinde geçmişe dair anı, yazı, fotoğraf olan basketbolla ilgisi olmuş herkesi bunları bizimle paylaşmaya davet etmiştim. İlk arayan Eczacı İbrahim Ay ağabey oldu. Zaten onun fotoğraf arşivinde çok değerli fotoğraflar olduğunu, gençliğinde basketbol oynamış olması nedeniyle anlatacağı çok anısının olacağını biliyordum ve ilk görüşeceği kişilerin başında geliyordu.
Abit Karavit röportajında onun ve eski basketbol hakemlerinden sevgili Sinan Alışkan ağabeyin büyük katkısı oldu. Abit ağabeyle ilk buluşmamız İbrahim ağabey’in eczanesinde oldu. Konuştuk, randevulaştık ve Sinan ağabeyin fotoğrafçı dükkanında buluşup bu bilgilere ulaştık. Yanında bir çok 1940′lı yıllara ve daha sonrasına ait fotoğraflarla geldi.
Bugün, Olin Edirne sayesinde şehrimizde basketbol zevkini ve heyecanını yaşıyorsak, bunu Abit ağabeylere ve basketbolu 80 yıl kadar önce Edirne’ye getiren o isimsiz Edirneli museviye ve bu sporun sevilip yaygınlaşmasına ön ayak olan Musevi cemaatine borçluyuz. Onları şükranla anıyoruz.
Buyurun, bu güzel ve heyecan verici günleri Abit Karavit’in ağzından dinleyin.
(Levent TAKAN)
Röportaj: Sinan ALIŞKAN-Levent TAKAN
Abit ağabey, bize ve okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?
A.K.: 14 Mayıs 1924 Plevne doğumluyum. Çok genç yaşta orada spora başladım. O zamanlar Bulgaristan’da gençlik teşkilatları vardı ve bizler de bu gençlik teşkilatlarının üyesiydik. 1934 yılında ilk defa futbol oynamaya başladım. Bize göre sahalar ve kaleler vardı. Küçükler arasında maçlar yapılıyordu. O zamanlar o bölgede 7 tane spor kulübü vardı ve bizler de VİT kulübünün traftarlarıydık. Vit, Plevne’nin kenarından geçen bir nehirin adı. Vit kulübü son derece uysal ve kibar insanların oluşturduğu bir kulüptü. Futbola bu kulüpte başladım.
Sonra 1936 yılında Türkiye’ye göç ettik. Anadolu’ya gidecektik. Ama Edirne tarihi bir şehir. Buraya uğradık. Babam, Edirne’ye gelmişken bir gezelim, görelim dedi. Bizi Karaağaç’taki Göçmen Evleri’ne yerleştirdiler. Babam pastacıydı. Edirne’yi gezerken bakıyor ki, Edirne’de pastane yok. Tatlıcı var fakat pastane yok. Eski Edirneliler bilirler, babam çok kaliteli pastalar yapardı. Bu işi Yugoslavya Prizren’de Fransızlardan öğrenmişti. Ve böylece Edirne’de kalmaya karar verdik.
Bulgaristan’da spora başladığım için Edirne’de de spora devam edeyim dedim. O zamanlar futbol sahası şimdiki yerinde değil. Ziraat Bahçesi’nin (Edirne Lisesi’nin hemen karşısındaki park ve Adliye lojmanlarının bulunduğu yer) orada. Ama palaspandıras bir yer. O zaman Karaağaçspor, Yalıspor, Edirnespor ve Yavuzspor vardı. Maçlara Uzunköprü’den de bir takım gelirdi. Bir gün Karaağaçspor maça çıkacak, ama 1 oyuncuları eksik. Ben oynarım dedim. Şöyle bir baktılar “Hadi ya” dediler. 13 yaşındayım o zamanlar. Ama iki ayağımı da iyi kullanırdım. Takıma girdim ve Karaağaçspor 11 kişiyi tamamladı. Böylece futbol ve spor hayatım başladı Edirne’de. Sonra Yalıspor beni istedi. Yalıspor’a geçtim. Yalıspor’dan sonra Meriçspor’da oynadım. Yavuzspor kapanmış Meriçspor kurulmuştu. Edirnespor’da oynadım. Hayatım ev-okul ve spor arasında geçti. Ne zaman ki hastalandım (1953 yılında) oyunculuğa veda ettim ve hayatım daire-ev ve dernek işleriyle (spor kulübü) geçmeye başladı.
Bizim zamanımızda bizler sporun bir çok branşıyla haşır neşir olurduk. Ben de boks, atletizm, futbol ve basketbol’la haşır neşir oldum.
Basketbola nasıl ve ne zaman başladınız?
AK: Ortaokuldaydım. Lisenin bahçesinde de açık bir basketbol sahası var. Orada oynayarak başladım. Beden eğitimi öğretmenimiz Süleyman Yuğnak’dı. Beni okulun basketbol takımına aldı. Ve 1953 yılında hastalanıncaya kadar basketbol oynadım. Süleyman Yuğnak’ın Edirne’de spora çok büyük hizmetleri vardır. Ama yeteri kadar anılmıyor bile artık.
Lise takımından sonra ilk kez hangi kulüpte devam ettiniz basketbola?
Yavuzspor’da başladım kulüp olarak. Yavuzspor bir Musevi kulübüydü aslında. Şimdiki Ekrem Demiray Spor Salonu’nun yerinde o zamanlar açık bir basketbol sahası vardı. Ben orada oynamadım. Şimdiki Ekrem Demiray spor salonu yeni açılmıştı ve ben, yanlış hatırlamıyorsan orada ilk kez Yavuzspor formasıyla oynadım.
Paris’e giden bir Musevi orada basketbolu öğrenip Edirne’ye dönmüş ve Yavuzspor altında ilk kez Edirne’de basketbol başlamış. Ben bu kişinin ismini hatıralamıyorum. Bizden önce olmuştu.
Yani Edirne’ye basketbolu getirenler o zamanlar hayli kalabalık bir nüfusa sahip olan Edirneli Museviler?
AK: Evet, tamamen böyle. O zaman Yavuzspor’da basketbol oynayan ben ve bir iki kişi dışında tamamı Musevi idi.
O zaman Galatasaray Edirne’ye gelmişti ve biz Yavuzspor olarak Galatasaray’ı yenmiştik. Basketbol o yıllara göre çok ileri düzeydeydi. Edirneli Museviler basketbolu çok seviyorlardı.
Yavuzspor’dan sonra Edirnespor’a geçtim. O zamanlar gençlik teşkilatları vardı. Meriç Gençlik ve Merkez Gençlik. Ayşekadınspor’da vardı. Bunların hepsinde ya basketbol ya futbol oynadım. Son olarak ta Edirnespor’da spora veda ettim.
O zamanlar kimlerle oynardınız basketbolu. Dışardan takımlar gelir miydi?
AK: O zamanlar Halkevleri kurulmaya başlanmıştı. Halkevleri’nin açılışlarında basketbol turnuvaları düzenlenirdi ve İstanbul’un neresinde Halkevi açılırsa ve basketbol turnuva olursa Edirne mutlaka davet edilirdi. Edirne Türkiye’de basketbolun oynandığı birkaç şehirden biriydi.
Edirne’de de turnuvalar düzenleniyor ve İstanbul, Ankara’dan basketbol takımları bu turnuvalara katılıyordu. Modaspor o zamanların gözde basketbol kulübüydü.
Edirne’de yerel bir lig var mıydı? Nasıl oynanıyordu maçlar?
AK: Edirnespor, Yavuzspor vardı. Bir de Edirne Lisesi takımı. Hatırladıklarım bunlar. 1948-49 yılllarında Edirnespor’un çok kaliteli bir basketbol takımı vardı. Aramızda maçlar yapıyorduk, puan usulü. Birinci olan Edirne şampiyonu oluyordu. Ama daha ziyade dışardan takımlar geliyordu. Onlarla oynuyorduk. O zamanlar çok kısıtlıydı imkanlar.
Ama öyle bir rekabet vardı ki anlatamam. Edirnespor-Meriçspor rekabeti adeta Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti gibiydi. Bazı maçlarda kavgalar bile çıkardı. Edirne’de basketbolun çok özel bir yeri vardı. Çok güzel yıllardı.
Biraz bahseder misiniz o yıllardan?
AK: Çok büyük zorluklar içinde yapıyorduk sporu. Oyuncu arkadaşlarımız garsondu, öğrenciydi, vergi dairesinde, belediyede memurdu, çaycıydı. Maçlara giderken onlar için çok zor izinler alırdık. Ama hepimiz çok seviyorduk yaptığımız sporları. Örneğin dışarıya Kırklareli’ne, İstanbul’a maçlara giderken mutlaka yanımızda keman çalan Kemal ve akordeon çalan, ismini unuttum bir Musevi vardı. Yollarda çeşme başlarında durur eğlenceler yapardık.
Antrenmanlarda çok sıkıntı çekerdik. Arkadaşlarımız ustalarından, işlerinden izin alıp gelemezler, bazen 3-5 kişi antrenman yapardık. Çok zor şartlar içindeydik. Ama gönülden seviyorduk. Hiçbir zorluk bizi yıldıramıyordu. Malzeme yok, ayakkabı yok. Ama muazzam bir isteğimiz vardı. Edirnespor’da yönetici, amigo Naftali’nin karısı malzemelerimizi yıkardı. Ki o muhteşem kadın Dame De Sion mezunuydu. Mesela bir şort 5 liraya satılıyorsa Naftali bize o formaları, şortları bedavaya hallederdi. O zamanlar bütün manifaturacılar museviydi. Gidip onlardan kumaşı alırdı, karısı da dikerdi. Sadece gidip İstanbul’dan Mario Gabbay’dan ayakkabımızı, konçlarımızı alırdık. Şimdi şartlar çok ileri ama bizim zamanımızdaki ruh yok. He şey çıkar için yapılır oldu. Çok üzülüyorum.
İstanbul’a, Ankara’ya maçlara giderken ya da oradan buraya takımlar gelip maçlar yaptığımızda çok büyük keyif alıyorduk. Ve dişimizi tırnağımıza takıp Edirnemizi onlara karşı çok iyi temsil etmeye gayret ediyorduk. Bizden çok güçlü takımlar bile olsa kendimizi ezdirmiyorduk.
Abit ağabey, nasıl çalışıyordunuz. Kim çalıştırıyordu sizleri. Antrenörünüz var mıydı?
AK: Ne antrenmanı? Hepimiz antrenördük aynı zamanda. Kendi kendimizi çalıştırıyorduk. Birbirimize çok güveniyorduk ve arkadaşlıklarımız çok güçlüydü. Her antrenmanda birimiz takımın başına geçiyordu. Koşuyorduk, şut atıyorduk. Antrenörümüz yoktu. Zaten antrenör olacak vasıfta insan da yoktu.
Trakya’da başka yerlerde basketbol takımları var mıydı?
AK: Yok, nerede? Sadece Edirne’de vardı o yıllar. Edirne o yıllarda basketbol oynanan nadir şehirlerden biriydi Türkiye’de. Sonra 60′lı yılların sonlarına doğru yavaş yavaş ilgi azalmaya başladı.
Şimdi Olin’in başarıları ile tekrar ilgi görmeye başladı. Çok nutlu oluyorum. Bu yaşımda bana heyecan veriyor.
Abit ağabey sana çok teşekkür ediyor ve daha uzun ömürler diliyoruz .









05 Aralık 2010 at 18:49
Abit Bey’e uzun ömürler dilerim , sevgilerimi sunarım . 1952 doğumluyum bizlere Edirne’de basket oynamamızı sağlıyan bir kişi de Avukat Ruhi ağabeydi , onu burda anmak isterim . Fotograflardaki Mustafa Mete Şenova dayımın resimlerinden edinebilirmiyim .
05 Aralık 2010 at 22:43
Fotoğrafı siteden alabilirsiniz. Abit ağabeyden aldığım orjinalleri dijital ortama aktardıktan sonra geri verdim. Yayınlamadığımız resimleri de ileriki günlerde hem site de hem Edirne Basket gazetesinde yayınlayacağız. Çözünürllüğü kötü diyorsanız size daha yüksek çözünürlükte mail olarak atabilirim.
05 Aralık 2010 at 22:58
Levent Bey lütfen gönderiniz , İbrahim Ağabey benim mahalle ağabeyim yani yaşça bize yakın onda eski resimler yoktur . Abit Bey dayımın arkadaşı ; dayı oğlu Hüseyin Şeynova’ya ilettim bu konuyu bilmiyordu çok şaşırdı , onu arıyacaktır …