Olin Edirne’nin yeni baş antrenörü Cem Akdağ’ı biraz daha yakından tanımaya devam ediyoruz. Dün genel yayın yönetmenimiz Levent Takan’ın köşesine taşıdığı Cem Akdağ’ın “Transition Offense”-”Geçiş Hücumu”na bakışını ve onun basketbol anlayışını yansıtan kendi kaleminden yazısından sonra bugün de aynı konuyu tamamlayacak, Cem Akdağ’ın başka bir yazısına yer veriyoruz. Cem Akdağ’ı daha yakından tanıyabilmek amacıyla yayınladığımız bu yazılara bir süre daha devam edeceğiz.
TEMPO, SAVUNMA, SKOR
Geride kalan maçlara baktığımızda Euroleague’e katılan takımlarımızın bu yıl yüksek tempoyla basketbol oynadığını görüyoruz.
Çoğu kişi bol skorlu maçlarda savunma yapılmadığını düşünür, ancak bu bir yanılgıdır. Kullanılan top miktarı yükseldikçe, iyi savunmaya rağmen skorun artması çok normaldir. Dünya basketbolunu yakından takip eden bazı dostlarım, bir önceki yazımdan sonra, bu defa maçların yüksek skorla neticelenmesinin yapılan savunmayla ilgili olmadığını içeren bir yazı yazmamı istediler.
ABD MİLLİ TAKIMI SAVUNMA YAPMIYOR MU?
Öncelikle çok açık bir örnekle bu konun altını çizmek istiyorum. Kabaca baktığımızda Euroleague takımları, rakip potaya en çok 85 en az 55 şut atmaktadır. Ancak ülkemizde yapılan Dünya Şampiyonası’nda A.B.D her maç 94-95 civarında top kullanarak şampiyon oldu ve şampiyona sırasında çok sayı yemelerine karşın kimse A.B.D takımının savunmasını eleştiremedi. Bu nedenle skor boarda baktığınızda her zamankinden daha yüksek rakamlar görüyorsanız, bunun yapılan kötü savunmadan kaynaklanmadığını, sadece yükselen temponun sonucu olduğunu düşünmenizde yarar var.
İKİ VE ÜÇÜNCÜ PERİYOTLARDA OLUŞAN BÜYÜK FARKLARIN KAPANMASI OLAĞANDIR
Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi çoğumuz yüksek tempolu basketbolun yabancısıyız. Kontrol basketbolunda oluşan 10 sayılık bir farkı maçın sonuna kadar korumak mümkünken, son günlerde sıkça karşılaştığımız gibi tempo yükseldiğinde 10 değil, 20 sayılık farkların erimesi artık bizi şaşırtmamalı.
Basketbolda takımlarının her maç kullandığı top miktarı belirli bir sayı aralığında olsa da, bu miktar periyotlara göre farklılık gösterebilir. Eğer dikkatli izlerseniz geride olan takımların devre ve periyot başlarında savunmaya daha fazla yoğunlaştıklarını ve bu nedenle maçın temposunun düştüğünü görürsünüz
Eğer hızlı basketbolu bir sistem olarak seçtiyseniz, maçın ortasında oluşan farkı korumak amacıyla tempoyu düşürmek sanıldığı kadar kolay değildir. Bu tarz tempo değişiklikleri sadece periyot veya maç sonlarına doğru uygulanabilir.
Geçtiğimiz hafta bunun örneğini Anadolu Efes –Caja Laboral maçında gördük. Özellikle Caja Laboral takımının açık farkla öndeyken tempoyu düşürmemesi ve Anadolu Efes’in ikinci yarının başında yaptığı sert savunma sonrası hızlı hücumlarla aradaki farkı kapatması bunun güzel bir örneğiydi.
RİBAUND ALAN, YARI SAHAYI HIZLI GEÇEN, ÜÇLÜKÇÜ VE ÇEMBERE GİDEN KISALAR
Bununla birlikte Bo McCalebb, Emir Preldzic, Bojan Bogdanovic, Jordan Farmar Sinan Güler ve Sasha Vujacic gibi bu sisteme uygun oyunculara sahipseniz, yavaş giden maçın temposunu yükseltmek çok daha kolaydır.
Yüksek yüzdeyle top kullandığınız tempo sizin için en uygun olanıdır. Eğer kilit oyuncularınız yüksek tempoda daha başarılı oluyorsa, bu sistemi seçmek akıllıca bir yaklaşımdır. Ve görünüşe göre Anadolu Efes ve Fenerbahçe Ülker takımları daha çok bu tarz oyunculara sahipler.
HIZLI VEYA YAVAŞ HÜCUMU ŞUT YÜZDESİ BELİRLER
Bir takımın yüksek tempoda oynaması demek her maçta aynı miktarda top kullanacağı ve sürekli kolay sayı atabileceği anlamına gelmez. Bu durum deplasman maçlarında değişebildiği gibi, rakip takımın yaptığı savunma ve sizin şut yüzdeniz ile ilgilidir. Ancak hızlı hücum aniden ortaya çıkarıp rakibi perişan edebileceğiniz çok önemli bir silahtır.
Yüksek temponun bize yabancı gelen diğer bir tarafı da, top paylaşımının alıştığımızdan daha az olmasıdır. Ancak bu sene takımlarımız bu sistemi tercih ettilerse, bize sıfır pasla atılan şutları ve birinci pas sonrası yapılan erken atışları kabullenmek düşer.
2 Aralık 2012/Basketbol Bilgi





