Bir Art Parakhouski Röportajı (TBF)

Lige tutunmaya çalışan Olin Edirne takımının etkili oyuncularından biri olan Artsiom Parakhouski sorularımızı yanıtladı…

Belarus’ta sporcu bir ailenin futbol oynayan çocuğu Artsiom Parakhouski, beden eğitimi öğretmeninin sözünü dinleyerek ve uzun boyunun da etkisiyle basketbola yönelmiş. O zamanlar 15 yaşındaymış ve ülkesinde basketbol çok üst seviyede oynanmıyormuş. Fiziki özellikleri ve yetenekleri sayesinde altyapı milli takımlarında forma giyerken Avrupa Şampiyonası’nda Artsiom Parakhouski’nin yolu bir Türk ile kesişmiş ve birden bire genç oyuncu kendisini yeni bir yolculuğun içinde bulmuş…
Tek kelime İngilizce bilmeden çıktığı bu yolculukta kendisini geliştirmek için gençlere örnek olacak bir çaba gösteren başarılı pivot, eline geçen şansları doğru kullanarak önce Riga ardından da Budivelynik takımlarında forma giydikten sonra bu sezon Beko Basketbol Ligi takımlarından Olin Edirne forması ile Türk basketbolseverlerin karşısına çıktı.

Geride kalan 22 maçta 12.7 sayı, 7 ribaund ortalamaları tutturan Artsiom Parakhouski ile yaptığımız söyleşide Amerika’da geçirdiği 4 yılı, ailesini, gelecek hedeflerini ve Beko Basketbol Ligi’ndeki performansını konuştuk…

Bizde olduğu gibi sizin ülkenizde de futbol çok seviliyor. Sen de önce futbol oynayarak spor hayatına adım atmışsın. Sonrasında neden basketbolu seçtin?
Evet, 15 yaşıma kadar futbol oynadım. Ama boyum uzamasıyla birlikte lisedeki beden eğitimi öğretmenimin de “Sen mutlaka basketbol oynamalısın” tavsiyesini dinleyerek basketbola yöneldim. 

Ailede başka sporcu var mı?
Babam atletizm federasyonunda çalışıyor, annem ise yüzücüydü. Spor kültürü olan bir aileye sahip olmanın çocukken çok avantajlarını yaşadım ve bu kültür ile büyüdüm.

Basketbol oynamak için neden Amerika’yı seçtin?
Ülkemizde basketbolun durumu çok üst seviyede değildi ve ligimiz de Avrupa’daki en güçsüz ligdi. 20 yaş altı milli takım ile Avrupa Şampiyonası’nda mücadele ederken gözlemciler benimle temasa geçerek Amerika’ya davet etiler. Ben de bu teklifi kabul ettim. 

Sanırım tam da burada Ali Ton ile tanıştınız…
Evet, beni keşfeden ilk kişi oydu. Babası da Belarus’ta antrenörlük yapıyordu ve babamla tanışıyorlardı. Ali Ton, maçlarımı izledikten sonra antrenörüm ile konuştu ve Amerika’ya gidiş hikayem de onun sayesinde başlamış oldu. 

Kolej günlerinden de biraz bahsedebilir misin?
İlk zamanlar İngilizce bilmiyor olmam en çok zorlandığım konuydu. Bu nedenle 2 sene hazırlık kolejine gittim ve oradan sonra da 2 sene Redford Üniversitesi’nde oynadım. Ali Ton orada yardımcı antrenör olarak görev yapıyordu ve bana gerçekten çok yardımcı oldu. Güzel günlerdi, keşke 4 yıl orada kalabilseydim ama olmadı. İlk yıl takıma alışmaya çalıştım, bazen şanssız yenilgiler aldık ama ikinci senemde çok iyi bir sezon geçirdim. 

Kolej kariyerinin son yılında tüm NCAA’de ribaunt istatistiğinde birinci oldun. Bu da önemli bir başarıydı sanırım senin kariyerinde…
Ribauntlara fazla konsantre olmuştum ve ikinci yılım olduğu için de tecrübe sayesinde neyi, nasıl yapacağımı biliyordum. Bulunduğumuz ligin güç dengeleri de çok eşit değildi ve dürüst olmak gerekirse benim boyumda ve benim atletikliğimde biri için ribauntlarda birinci olmak çok da zor olmadı.

Beko Basketbol Ligi’ndeki performansını ve istatistiki değerlerini nasıl yorumluyorsun?
Burası Avrupa’nın en güçlü liglerinden biri ve rakiplerim gerçekten çok yetenekli oyuncular. Ayrıca henüz Türkiye’de yeniyim ve genç sayılabilecek bir yaştayım. Özel olarak karşısında durmaktan zorlandığım birisi yok ama burada her şey daha profesyonel ve oyuncular beni tanıyor, bazen ikili sıkıştırmalar geliyor ve saha içinde çok yoruluyorum. Bu nedenlerden dolayı da henüz gerçek performansımı sergileyemediğimi düşünüyorum. 

Avrupa’da daha önce Riga ve Budivelynik takımlarında oynadın, bu iki tecrübe sana neler kattı?
Riga büyük ve güzel bir şehirdi, takımımızda iyiydi. Birkaç ligde birden mücadele ediyorduk ve ben tecrübe kazanıyordum. Ayrıca evime de yakın olduğu için ve ben de ailemle beraber olmayı özlediğim için Riga bana güzel fırsatlar sunmuştu. Daha sonra yine bana yakın bir kültüre sahip olan Ukrayna’ya transfer oldum. Burada da şartlar Riga’dakiyle aynıydı. Açıkçası bu zamana kadar hep güzel şehirlerde ve iyi takımlarda basketbol oynadım. 

Edirne’den önce ilk Türkiye seyahatini geçtiğimiz yaz Ankara’ya Milli Takım ile birlikte yapmıştın. 
Evet, ülkenizin A Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonası eleme grubu maçlarında karşılaşmıştık. O gün takım olarak iyi bir günümüzdeydik ve beklentilerin aksine çok yakın bir maç çıkartmıştık. Kadromuz genelde yerel takımlarda oynayan oyunculardan oluşuyordu ve hedef maçımız olan Çek Cumhuriyeti maçını kaybedince sizinle oynadığımız maça umutsuz çıkmıştık. Gerçekten çok iyi oynadık ve son anda Emir Preldzic’in üçlüğüne engel olamayarak kaybettik. Ama rövanş maçını hiç sormayın. Bizi çok farklı yenmiştiniz ve bu ilk maçın tersine hiç hoş bir anı olmamıştı. 

Olin Edirne ile ilgili düşüncelerini de öğrenebilir miyiz? 
Kulüp organizasyonumuz gerçekten iyi ve şehrin insanları bizimle çok ilgili. Edirne’de ve Beko Basketbol Ligi’nde oynamak çok büyük bir keyif. İlk kez bu kadar büyük bir ligde oynuyorum. Güçlü takım sayısı çok ve onlara karşı oynamak benim için önemli bir tecrübe. 

Lakabın var mı?
İsmimin söylenmesi zor olduğu için herkes bana Art diyor.

NBA ile ilgili olarak neler düşünüyorsun?
Yaz liginde Boston adına Semih Erden ile birlikte oynamıştım ama kadroya katılamadım. Geçtiğimiz yaz ise New York adına oynadım ama yine olmadı. Şu an Avrupa’ya daha sıcak bakıyorum ve bana Avrupa basketbolunun daha uygun olacağını düşünüyorum. 

Röportajın devamı için lütfen tıklayın

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Plus

Comments are closed.