Akdağ; “Bu Sezon Kazanmak Herşeyden Önemli Olacak”

Olin Edirne’nin yeni baş antrenörü sayın Cem Akdağ Perşembe günü sabah antrenmanı sonrası Genel Yayın Yönetmenimiz Levent Takan‘ın sorularını yanıtladı. Sayın Akdağ sorularımızı yanıtlamadan önce  Edirne üzerine güzel sözler söyleyerek söze başladı. Sonra  Cem hocaya  basketbol anlayışı üzerine sorular yönelttik, takım ve taraftarlar üzerine görüşlerini aldık. İlginizi çekeceğine inandığımız Cem Akdağ röportajını aşağıda yayınlıyoruz;

Cem Akdağ; “Sorularınıza geçmeden önce Edirne üzerine birkaç söz söylemek istiyorum. Edirne çok güzel bir şehir. Daha önce seminer vermek için Edirne’ye gelmiştim. Ancak bu kadar uzun süre kalamamıştım. Edirne tam bir Avrupa kenti. Dostlarım, arkadaşlarım, akrabalarım Edirne’ye gelmek için can atıyorlar. Hem güler yüzlü insanları, hem de ilginç tarihi ile hakikaten farklı bir şehir. İnsanlar çok sıcak kanlı. Yemesi, içmesi.. onlar zaten malum. Ne kadar güzel olduklarını ve neler olduklarını tek tek saymaya gerek yok.  Basketbola şaşırtıcı derecede ilgi var ve herkes basketbola çok meraklı. Gerek çarşıda gerekse marketlerde bir çok kişi ‘Hocam bu sene ne yapacağız?’ diye soruyor. Bu kadar ilginin olması çok güzel ama bir yanıyla da insana sorumluluk yüklüyor. Gerçi bu sene şartlarımızın geçen sezona nazaran iyi olmadığı herkes tarafından biliniyor ama biz sorumluluğumuzu yerine getirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. ”

*Basketbola ne zaman, nasıl başladınız, bugüne nerelerden geldiniz?

Cem AKDAĞ: “Basketbola başlamam ve yaşadıklarım oldukça uzun yer kaplayacağından dolayı, benim için en önemli olduğuna inandığım bazı bölümlerden bahsetmek yeterli olacak sanırım. 1969 yılında GS minik takımında basketbola başladım. Galatasaray A-takımına çıkma sıram geldiğimde lise son sınıfa yeni geçmiştim Ankara’da yapılan yıldızlar Türkiye şampiyonası sonrasında bir teklif geldi ve ben de kabul ettim .Ankara’ya gittim ve ODTÜ’nün ikinci lig takımında oynadım ve liseyi basketbol bursuyla Ankara’da bitirdim. Daha sonra tekrar İstanbul’a Galatasaray’a döndüm. Bir sezon Eczacıbaşı’nda oynadım. Eczacıbaşı’ndan sonra  tekrar Galatasaray’a transfer oldum ve 1982 yılında Galatasaray A takım kaptanlığımın üçüncü senesinde ayağım kırıldı ve basketbolu bıraktım.

1980li yıllarda GS yıldız takım ile antrenörlüğe başladım. Daha sonra Eczacıbaşı alt yapısında görev aldım ve uzun yıllar burada çalıştım. Yardımcı olarak Milli takımlarda göreve başladıktan sonra, yıldız ve genç milli takımlarda baş antrenörlük  yaptım. Türkiye’de ilk defa organize edilen Yıldızlar Avrupa Şampiyonası’nda (Menajerimiz Ege Taşpınar’ın da oynadığı ) Milli Takımımız ile Avrupa dördüncüsü olmuştuk. Daha sonra Galatasaray Alt yapısına koordinatör olarak döndüm.  İlk A takım  baş antrenörlük tecrübemi Süleyman Seba başkanlığındaki Beşiktaş takımında yaptım daha sonra dört maç gibi çok kısa bir dönem Karşıyaka’da çalıştım. Ardından Kadın Milli takımımızda 9 yıl antrenörlük yaptım.

2009-2010 sezonunda Galatasaray basketbol takımı çok zor bir dönem geçiriyordu neredeyse küme düşme ihtimali kesinleşmişti ve bana antrenörlük teklifi yaptılar, teklifi kabul ettim o sezon oynadığımız  24 maçın 17’sini kazanarak küçük çaplı bir mucize gerçekleştirdik ve ligde kalmayı başardık. Çok zor bir sezondu, aynı sezon bu sene birlikte çalışacağım Darius Washington takımımıza önemli katkılar yapmıştı.

Geçtiğimiz sezon ise Gaziantep BŞB 8 maçta tek galibiyetle lig sonuncusuyken bana teklif getirdi ve bu teklifi de kabul ettim, orada da %50’nin üzerinde bir galibiyet oranıyla ( play-off’a kalan Tofaş ile aynı galibiyet sayısıyla) ligi bitirmeyi başardık. Sonra da bildiğiniz gibi Olin Edirne’nin teklifini kabul ederek buraya geldim.”

* Bir yazınızda “Bizim oyuncularımız da, maç esnasında ne yapacaklarını onlara tembihleyen antrenörlerini duymak ve maç öncesi kendilerine ezberletilen şeyleri hatırlamak için koşamıyor ve zıplayamıyorlar…. Koçların öğretim sırasında detaylara fazla saplanması oyuncuların düşünmesine, bu da temponun yavaşlamasına neden oluyor”  demiştiniz.  Bundan kastınız nedir, biraz açabilir misiniz?

Cem AKDAĞ; “ Sanırım bu paragraf altyapı ile ilgili bir yazıdan alınmış. Ben aslında çok katı disiplini olan basketbol antrenörleri tarafından yetiştirildim.  Fakat o zamanlar antrenörler oyuncularla bire bir ilgileniliyor ve çok iyi temel teknik öğretiyorlardı. Cavit ağabey, rahmetli Aydan ağabey disiplinliydiler ancak bizden istediklerini daha önce bize öğretirler ve bunun için çok zaman harcarlardı. Son zamanlarda, alt yapıdan gelen oyuncuların temel teknikleri pek iyi değil, bu nedenle organize düzenlerde verilen rol içinde kalıyorlar. Eğer biraz serbest davranılırsa aralarından bazıları daha önce kullanamadıkları özel yeteneklerini ortaya çıkarabilir diye düşünüyorum.

 (Burada  oyuncular ile birebir uğraşan emek veren antrenör arkadaşlarımı tenzih ediyorum.)

 Galatasaray’da Evren Büker, Gaziantep’de Mutlu Akpınar benimle oynadıklarında, bu yaklaşımın yardımıyla diğer sezonlardan daha iyi performans gösterdiler diye düşünüyorum. Netice olarak benim kafamdaki basketbolda öyle çok özel bir şey yok.  Ama ben daha geniş bir şablon içinde oynatmayı seviyorum. Kendime göre bir oyun disiplini anlayışım var ve oyuncularımdan bunu anlamalarını bekliyorum .Ancak bazen sıkı disiplin altında oynamaya alışmış oyuncular bu sisteme alışamıyor ve bekleneni veremiyor.

*Yine bir yazınızda “Oyun içinde katı olmadığınızı söylüyor ve esnek ve ucu açık olma gerekir diyorsunuz”. Açabilir misiniz?

Cem AKDAĞ: “ Bir çok antrenöre nazaran oyuncuları hücumda daha serbest bıraktığım bir gerçek ancak bu düzenin de bazı kuralları var oyuncular benim disiplin anlayışım içinde kaldıkları takdirde o zaman onları rahat bırakıyorum  ve bu sebeple çoğu hücumda daha yaratıcı olabiliyor. Ancak sınırları aşma durumunda açıkçası pek oynama şansları kalmıyor çünkü bu kadar geniş bir sınır varken bunu aşmaları ortaya kaos basketbolu çıkarıyor ki buna benim tahammül etmem imkansız.”

*Size hep yazdığınız yazılardan çıkarak sorular yöneltiyorum. “Sadece kazanın, maçı, oyuncuyu, kalpleri kazanın” diyorsunuz,  bunu biraz açar mısınız?

Cem AKDAĞ: “Yine alt yapı ile ilgili bir yazıdan alıntı …Basketbolun felsefi yönü teknik, taktik yazılar, basketbol sohbetleri hepsi çok güzel şeyler ancak basketbol antrenörü maç kazanmalı aksi halde tüm bunların hiç bir anlamı kalmaz. Maç kazanmak, başarılı olmak için birçok farklı uygulamalar mevcut. Bazı antrenörler katı disiplin uygulayarak kazanmaya çalışıyor. Ve bir çoğu da bu yolla başarılı oluyor . Bazı  antrenörler ise seyredilmesi ve oynaması daha zevkli olan, oyunculara biraz daha serbestlik tanıyan bir yol izliyorlar ,ben de uzun zamandan beri bu yolu tercih ediyorum. Aslında böyle çalışarak kaybettiğiniz bir şey yok çünkü tempolu basketbol oynamaya alışmış bir takımı her zaman yavaşlatabilirsiniz ancak yavaş oynamaya alışmış bir takımı hızlandırmak pek kolay değil.

 Yalnız bir konuya dikkatinizi çekmem gerek, bizim için kazanmanın her şeyden önemli olduğu bir sezon öncesi size bunları söylüyorum, ancak oynayacağımız bazı maçlarda, kazanmak için, 20 saniye topu tutup daha sonra şut atan bir takım görürseniz şaşırmayın. Özellikle bu sezon, kazanmak bizim için her şeyden önemli.

*Şu anda bu konuyu biraz daha açmak, kararlaştırmak için çok erken tabii?

Cem AKDAĞ; “Elbette. Bilinmesini istediğim şey elimizdeki oyuncuların özelliklerine göre bir yol izleyeceğiz. Bugünlerde  herkes benim yüksek tempoyla basketbol oynattığımı düşünerek bana 100 metreci genç atletleri tavsiye ediyor, tabii atlet olmaları güzel bir şey ama basketbol bilgisi de çok önemli.”

* “Uygun ortamı bulduğumda uygulayacağım çok önemli bir proje var….” Diye yazmıştınız bir yazınızda ve  bir röportajınızda da “Tüm oyuncuların süre aldığı, seyretmekten zevk alınan, yeni yıldızların çıktığı bir sistemi çok arzu ediyorum “ diyorsunuz… Bu mudur projeniz?

Cem AKDAĞ:  “Hayır, hayır. Bu proje, Beko Basketbol Ligi’nde değil, daha ziyade Beko Basketbol Ligi’ne çıkabilecek bir ikinci lig takımı veya bir bölgesel  lig takımının minimum 3 senelik bir çalışmasını kapsıyor. İlk sene galibiyet ve mağlubiyeti önemsemeden, gelecek sezonun yıldız adaylarını ve takımını hazırlayacak bir proje.”

* Savunma ve Hücum. Sizin basketbol anlayışınızda bunların yeri?

Cem AKDAĞ:  “Şöyle, ben basketbolu bir bütün olarak düşünmenin daha yararlı olacağını düşünüyorum. Takımınız hangisinde sorun yaşıyorsa ona daha çok odaklanmak gerekiyor. Başlangıçta siz antrenör olarak hangisine daha fazla önem verirseniz takımınız  da ona odaklanır. Bu nedenle hem savunma hem de hücuma aynı derecede önem vererek başlamak daha yararlı. Genelde ‘Hücum maç kazandırır savunma şampiyonluk’ şeklinde bazı sözler duyarız ancak ünlü coach John Wooden ise; hazırlıklar sırasında hücuma daha fazla önem verilmesi gerektiğini ve hücumun limitsiz olduğunu vurgular.

Benim başlangıçta yola çıkışım, takımımın hangi tarafının eksik olduğu ve o tarafa yoğunlaşmanın gerekliliği şeklinde. Ancak her ikisinde de agresiflik en önemli unsur. Agresif olmadığınız takdirde ne hücumda ne de savunmada istikrarlı bir başarı yakalamanıza imkan yok. Beko liginde yaşadığım iki sezonda bunu gerçekleştirdik ama bu basketbol, takım kimyası ve bir çok parametre devreye girince önceden ne olacağını kestirmek kolay değil. ”

* Transition offence ve transition deffence sizin için çok önemli, bunu biraz açar mısınız? Özellikle hücum geçişi için bu başlı başına bir felsefedir diyorsunuz.

Cem AKDAĞ:  “Dünyanın neresine bakarsanız bakın basketbol artık agresif oynanıyor.  Böyle oynandığı zaman da top  çembere daha çok atılıyor ve bundan dolayı da ister istemez skorlar artıyor.  Ama siz eğer agresif oynamayıp yavaşlarsanız atış sayınız düşüyor ve otomatikman skorlar azalıyor. Şimdi böyle bir gerçek varken, kalkıp ta her az skorla biten maçtan sonra çok iyi savunma yapıldığını söylemek yanlış olur. Maçın temposunu düşüren bir takım 60 veya 70 li sayılarda maçı tamamlarken, hücumda  agresif ve tempolu oynayan bir takım potasında 80 sayı görebilir ancak bu, o takımın kötü savunma yaptığı anlamına gelmez maalesef çoğu insan bunu böyle değerlendiriyor. Ülkemizde yapılan son dünya şampiyonasında birinci olan ABD milli takımının attığı ortalama sayı 90’ın üzerinde. Sizce bu şampiyonada Amerikan takımı savunma yapmadı mı?”

*Transition Offence’in varsa fast break hücumdan farkı ne? 

Cem AKDAĞ:  Fast break hücum ile transition offence arasında bir fark yok. Bazı antrenörler  hücumu üç kademe olarak düşünür;  Fast break, Secondary fast break ve set offence şeklinde. Ama ben, fast break dışında, daha önceden hazırlanan organize bir hücum başladığında, artık fastbreak’in bittiğini düşünüyorum.”

*Son olarak, belki çok erken ama takımın bugün ki durumu ve taraftarlar hakkında düşünceleriniz nedir?

Cem AKDAĞ:  “Takımın durumu ve oyuncular ile ilgili bir şeyler söylemeden önce , evimizde, Edirne’de  oynayacağımız her maçta taraftarımıza çok ihtiyacımız olduğunu söylemeliyim. Takımımız rakiplerimize göre daha dar bir kadroya sahip , rotasyonumuz çoğu takıma nazaran daha zayıf. Tabii bunun tek nedeni transferlere geç başlamamız değildi, aynı zamanda bütçemize uygun transfer yapma çabasıydı, bu açığımızı evimizde oynayacağımız maçlarda taraftarımızın coşkulu tezahüratları ile kapatacağımıza eminim. Yeni kurulmuş bir takımız, kadromuzda çok tecrübeli oyuncuların yanı sıra çok da genç oyuncular var. Kimyanın oturması biraz zaman alabilir. Belki başlangıçta bazı sorunlar yaşayabiliriz ancak taraftarımız sonuna kadar arkamızda olmalı, bizi desteklemeli.
Yönetimin büyük çabası ile bu takımı 10-15 gün içinde oluşturmayı başardık.
Şimdilik sezona üç yabancı oyuncu ile başlamayı planladığımız için rookie oyuncular transfer ederek risk almak istemedik ve Türkiye’yi yakından tanıyan bütçemize uygun oyunculara gittik. Bunlardan biri Christos Tapoutos. Hristo’yu burada herkes tanıyor ve onun farklı düzenlerde daha aktif bir oyuncu olabileceğinden bahsediliyor. Bunu hep birlikte göreceğiz.  Francis’i aldık. Francis, tek başına pota altını domine edebilecek tarzda kuvvetli bir oyuncu. Bildiğiniz gibi geçen sene ligi Joe Dorsey’in arkasından en çok ribaunt alan oyuncu olarak bitirdi. Üçüncü olarak ta Darius Washington’ı kadromuza kattık.
Darius Washington agresif basketbol oynamayı seven bir oyuncu. Galatasaray’dan sonra geçirdiği senelerde  Avrupa basketbolunu öğrenip önemli tecrübeler kazandı. Bize ciddi katkılar yapacağını umuyorum. Galatasaray’da Darius takımın çok önemli bir parçasıydı ancak o sezonun büyük kısmında takımın oyun kurucusu Evren Büker’di, bu sene aynı rolü Barış Güney’in üstlenmesini bekliyorum, bu nedenle Barış’ın performansı bizim için çok kritik ve çok önemli. Ayrıca bu sene Ufuk ve Reha’nın tecrübesine, Caner ve Erol’un enerjilerine çok ihtiyacımız olacak”.

 

 

 

 

 

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Plus
Subscribe to Comments RSS Feed in this post

2 Responses

  1. Mert Shumpert’i alma şansımız varsa elden kaçırmayalım,hem çok iyi bir şütör hemde yerli statüsünde oynuyor,ayrıca kaliteli bir 5 numara transferi daha yapılmalı,aslında geçen seneki Parakhauski fena oyuncu değil ama en iyisini Cem hoca bilir.

  2. Hocam tekrar Hoş Geldiniz .Siz Edirne’yi ve taraftarı kucakladıkça , değer verdikçe TARAFTAR sizin ve Takımımızın ÖLESİYE ARDINDADIR.Bundan Hiç Şüpheniz olmasın.Sağlıklı ve Başarılı bir Sezon Dileklerimle.